Dijimecmua Ana Sayfa
Giriş Yap veya Üye Ol
Elle Decoration - Dekorasyon Mimarlık Dergisi
Ana Sayfa > Elle Decoration

Elle Decoration Dergisi Mesaj Gönderin

LütfenDikkat! Buradan göndereceğiniz mesaj Elle Decoration adlı yayının yetkilisine gönderilecektir. Göndereceğiniz mesajın doğru adrese gitmeme ihtimalini lütfen göz önünde bulundurunuz.

Elle Decoration Dergisi Emeği Geçenler

ABONE OL

Elle Decoration

Dekorasyon Mimarlık Dergisi

BİR SEFERİ

Halbuki ne kadar zordur, gerçekten sevebilmek bir yeri. Bir yere ait olabilmek, ne büyük bir çabadır.

Dünyada hiç kimse hiçbir şeye sahip değilken, herkes bu kadar faniyken, bir yeri sahiplenebilmek, alıp can vermek, işlemek, onunla tek olabilmek, her nefesinle ona katılmak, ondan sayılmak ve her daim o yerin tabiatına dahil olmak... Zordur. Kimse bilmez.

Uzun süredir ‘nomad’ yani göçebe kavramıyla çalkalanıp duran dekorasyon dünyasını gözlemliyoruz. Aslında, insan evladı oradan oraya taşınıp durmakta çağlardır. Eskiden kervan düzülürdü, şimdi dünya metropollerinde ev alınıyor ama bir şekilde bu ‘... kurt mu var?’ sorusuyla her yüzyıl baş başayız. Yani biz hem göçebeliği, hem göçebeliğin prototipini, hem de göçebelik kültürünün yansımalarını üstümüzde taşımayı seviyoruz. Mistik geliyor belki bize, serseri geliyor o toz toprak hali, seksi geliyor halhaldan çıkan sesler, o boynuzlar, tüyler... Sadece üst-baş da değil, biz bu çağın modernist, göçebe aksanlı evlerini yaratmayı da seviyoruz.

Bu sayının daha ilk sayfalarında malum bohem-tribal-etnik sarmalını en yoğun yaşayan yerlerden birine gittik: Taa Avustralya’nın Byron Bay sahillerine. Oraların da bir zamanlar İngiliz kolonyali olduğunu düşünürsek, gençlerin bu kadar ‘nomad’ stiline doğru kayıvermelerine şaşırmamak gerekiyor. İşin içine bir de bolca sörf tahtası, şort ve taze meyve suyu girince elbette ki kimsenin evi laboratuvara benzemiyor. İçine deniz suyu kaçmış her yerde olduğu gibi, burada da nereye baksanız bir rahatlık, bir bronzluk, bir bohemlik...

Ardından sayfaları çeviriyor, indigo ve shibori işbirliğindeki stil sayfalarımıza geçiyorsunuz ki biz burada yine ‘nomad’ atmosferlere doğru koştuk, zira Google’a ‘batik ve indigo mavi’ yazdığınızda sizi yine deminki ‘aynı kilime sığan yogacı sahil çocukları’na götürüyor.

Beş-on sayfa geçmiyor ki bu kez hippi-delux’lerle tanışıyorsunuz. Hiç tutmaya çalışmayın çünkü onlar da kalıcı değil. Sürekli seyahat eden ve o karnaval senin, bu festival benim gezen bu bohem burjuvalar, azıcık değişik: Bunlar yatak başlarında ve kapılarında eşarp sallandırmayanlardan. Sallandırıyorlarsa da bu bir Hermes’tir. Haute-hippi tarzının en parlayan özelliği salaşlık ve lüksü, ‘madem seçemiyoruz o halde ikisi birden’ diyerek hayata entegre eden bu çocuklar için öncelik modernizme, tarihi geçmiş ve hatta unutulmuş yüzlerce objeyi yedirmek.

Şöyle diyeyim, ‘Geçmişe saygı, bugüne haydi instastory’ Derken, yani sayfaların arasında az gidip uz gittikten sonra, bir İbiza evi görüyorsunuz. Mayorka, Formentera ve İbiza gibi yerlerde sıklıkla karşımıza çıkan Finca tarzı evlerden birini bulunca derhal huzurunuza çıkardık. Tasarımcı ve mimar Laura Cavalca’ya ait bu evin beyaz teninin üzerine attığı Fas kilimleri ve Bali’lerden, Marakeş’lerden tutup getirme mobilyaları, dünya kök kültürlerini yansıtır nitelikte. Bu büyülü etnik kabuk, beyaz mekanların arasına acılı bir şiir dizesi gibi dağılıyor. Laura’da bir göçebe. Onun da kartviziti ayrı, kalbi ayrı yeri yazıyor.

Şimdi bir durum değerlendirmesi: Gözümüz, modern dünyanın sadeleşmeye ihtiyaç duyan mekanları kadar, bu bohem makyaja sahip alacalı mekanları da aramakta, hele de yaz geldi mi kimse Kopenhag’dan bahsetmesin. Varsın göç başlasın, varsın toplana kaldıra gezilsin, gezdikçe toplansın, topladıkça bir yerlere koyulsun... Antikacılar ve bit pazarları yakın arkadaşlar olsun. Büyük gümüş tepsili yer sofrasının etrafına kilimden puflar yerleştirilsin, kocaman bir taze çiçek aranmanı ve püsküllü yastıklarla her an parti verebilecek bir kıvam olsun her kuytuda.

Yarın hiç olmayabilir, yarın bu insanların hiçbiri orada olmayabilir, yarın başka dağların ardında başka insanlarla buluşulabilir gibi. Başka anılar, başka keşifler yaratabilmek için yola düşmek gerekebilir gibi.

Ama aslında... Bulunduğun yerde, ruhunda ve kalbinde, seferi olabilmek de, en az bir yeri sevip yerleşebilmek, havasına suyuna alışmak, canına karışabilmek kadar zordur. Bir mumun bir pervaneyi sevmesi gibi zordur. Kimse bilmez.

Ebru Kılıç Solmaz

  • Arşiv Sayısı : 4
  • Son Sayı : Ağustos-Ekim 2017
  • Yayın Türü : E-Dergi
  • Yayın Süresi : 2 Aylık

Elle Decoration Dergisi Tüm Sayıları

ANA SAYFA  l  HAKKIMIZDA  l  YASAL UYARI  l  YAYINCI AVANTAJLARI  l  SIK SORULAN SORULAR  l  BASIN ODASI  l  İŞLEM REHBERİ  l  İLETİŞİM

Ücretsiz Yayınlar

© Dijimecmua.com - 2017